İsveç sokaklarında, özellikle kırsal bölgelerde ve kasabalarda sıkça rastlanan, otomobil görünümlü ancak oldukça yavaş hareket eden araçlar, ülkenin “EPA traktör” olarak bilinen kendine has kültürünün en önemli simgesidir. Arkasında bulunan büyük turuncu uyarı üçgeniyle tanınan bu araçlar, teknik olarak binek otomobillerin veya kamyonetlerin belirli mühendislik değişiklikleriyle birer “tarım makinesine” dönüştürülmüş halidir. İsveç yasalarına göre bu araçların azami hızı saatte 30 kilometre ile sınırlandırılmıştır ve en büyük avantajları, 15 yaşındaki gençlerin AM sınıfı moped ehliyetiyle bu araçları kullanabilmesidir. Bu durum, İsveçli gençler için otomobil ehliyeti alma yaşı olan 18’e kadar süren eşsiz bir özgürlük ve mobilite imkanı sağlamaktadır.

EPA traktörlerin kökeni, ekonomik zorlukların yaratıcı çözümler doğurduğu 1930’lu yıllara kadar uzanmaktadır. II. Dünya Savaşı döneminde gerçek tarım traktörlerine erişimin pahalı ve zor olması nedeniyle İsveç hükümeti, eski otomobillerin traktör işlevi görecek şekilde modifiye edilmesine izin vermiştir. “EPA” ismi ise o dönemde İsveç’te ucuz ürünler satan popüler bir mağaza zinciri olan Enhetsprisaktiebolaget’ten esinlenilerek verilmiş; halk arasında “ucuz ve basit traktör” anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Zamanla çiftçilerin modern traktörlere geçmesiyle bu araçlar işlevini yitirmiş gibi görünse de, 1950’lerden itibaren ehliyet yaşının düşüklüğünü fark eden gençler tarafından bir hobi ve yaşam tarzı nesnesine dönüştürülmüştür.

1975 yılında yapılan yasal düzenlemelerle “EPA traktör” tanımı resmi olarak yerini daha katı güvenlik kuralları olan “A-traktör” sınıfına bırakmış olsa da, günümüzde İsveç halkı hala bu araçların tamamını EPA olarak adlandırmaktadır. Özellikle 2020 yılında otomobillerin hızını yazılımsal olarak kısıtlamayı kolaylaştıran yeni kuralların yürürlüğe girmesi, modern lüks araçların bile birer traktöre dönüştürülmesine ve bu kültürün şehir merkezlerine kadar yayılmasına yol açmıştır. Bugün bu araçlar sadece bir ulaşım vasıtası değil; gençlerin mekanik becerilerini sergilediği, devasa ses sistemleriyle donattığı ve İsveç’in sosyal dokusunun ayrılmaz bir parçası haline getirdiği bir kültürel fenomen olarak varlığını sürdürmektedir.

Yorum gönder